Fâtiha / الْفَاتِحَةِfatihaBakara / الْبَقَرَةِbakaraÂl-i İmrân / اٰلِ عِمْرٰنَal-i-imranNisâ / النِّسَاءِnisaMâide / الْمَائِدَةِmaideEn’âm / الْاَنْعَامِenamA’râf / الْاَعْرَافِarafEnfâl / الْاَنْفَالِenfalTevbe / التَّوْبَةِtevbeYûnus / يُونُسَyunusHûd / هُودٍhudYûsuf / يُوسُفَyusufRa’d / الرَّعْدِradİbrahim / اِبْرٰه۪يمَibrahimHicr / الْحِجْرِhicrNahl / النَّحْلِnahlİsrâ / الْاِسْرَاۤءِisraKehf / الْكَهْفِkehfMeryem / مَرْيَمَmeryemTâhâ / طٰهٰtahaEnbiyâ / الْاَنْبِيَاءِenbiyaHac / الْحَجِّhacMü’minûn / الْمُؤْمِنُونَmuminunNûr / النُّورِnurFurkân / الْفُرْقَانِfurkanŞuarâ / الشُّعَرَاءِsuaraNeml / النَّمْلِnemlKasas / الْقَصَصِkasasAnkebût / الْعَنْكَبُوتِankebutRûm / الرُّومِrumLokman / لُقْمٰانَlokmanSecde / السَّجْدَةِsecdeAhzâb / الْاَحْزَابِahzabSebe’ / سَبَأٍsebeFâtır / فَاطِرٍfatirYâsîn / يٰسۤyasinSâffât / الصَّاۤفَّاتِsaffatSâd / صۤsadZümer / الزُّمَرِzumerMü’min / الْمُؤْمِنِmuminFussilet / فُصِّلَتْfussiletŞûrâ / الشُّورٰىsuraZuhruf / الزُّخْرُفِzuhrufDuhân / الدُّخَانِduhanCâsiye / الْجَاثِيَةِcasiyeAhkâf / الْاَحْقَافِahkafMuhammed / مُحَمَّدٍmuhammedFetih / الْفَتْحِfetihHucurât / الْحُجُرَاتِhucuratKâf / قۤkafZâriyât / الذَّارِيَاتِzariyatTûr / الطُّورِturNecm / النَّجْمِnecmKamer / الْقَمَرِkamerRahmân / الرَّحْمٰنِrahmanVâkıa / الْوَاقِعَةِvakiaHadîd / الْحَد۪يدِhadidMücâdele / الْمُجَادَلَةِmucadeleHaşr / الْحَشْرِhasrMümtehine / الْمُمْتَحِنَةِmumtehineSaff / الصَّفِّsaffCuma / الْجُمُعَةِcumaMünâfikûn / الْمُنَافِقُونَmunafikunTeğâbun / التَّغَابُنِtegabunTalâk / الطَّلَاقِtalakTahrîm / التَّحْر۪يمِtahrimMülk / الْمُلْكِmulkKalem / الْقَلَمِkalemHâkka / الْحَاقَّةِhakkaMeâric / الْمَعَارِجِmearicNûh / نُوحٍnuhCin / الْجِنِّcinMüzzemmil / الْمُزَّمِّلِmuzemmilMüddessir / الْمُدَّثِّرِmuddessirKıyâmet / الْقِيٰمَةِkiyametİnsan / الْاِنْسَانِinsanMürselât / الْمُرْسَلَاتِmurselatNebe’ / النَّبَأِnebeNâziât / النَّازِعَاتِnaziatAbese / عَبَسَabeseTekvîr / التَّكْو۪يرِtekvirİnfitâr / الْاِنْفِطَارِinfitarMutaffifîn / الْمُطَفِّف۪ينَmutaffifinİnşikâk / الْاِنْشِقَاقِinsikakBürûc / الْبُرُوجِburucTârık / الطَّارِقِtarikA’lâ / الْاَعْلٰىalaGâşiye / الْغَاشِيَةِgasiyeFecr / الْفَجْرِfecrBeled / الْبَلَدِbeledŞems / الشَّمْسِsemsLeyl / الَّيْلِleylDuhâ / الضُّحٰىduhaİnşirâh / الْاِنْشِرَاحِinsirahTîn / التّ۪ينِtinAlak / الْعَلَقِalakKadr / الْقَدْرِkadrBeyyine / الْبَيِّنَةِbeyyineZilzâl / الزِّلْزَالِzilzalÂdiyât / الْعَادِيَاتِadiyetKâria / الْقَارِعَةِkariaTekâsür / التَّكَاثُرِtekasurAsr / الْعَصْرِasrHümeze / الْهُمَزَةِhumezeFil / الْف۪يلِfilKureyş / قُرَيْشٍkureysMâûn / الْمَاعُونِmaunKevser / الْكَوْثَرِkevserKâfirûn / الْكَافِرُونَkafirunNasr / النَّصْرِnasrTebbet / الْمَسَدِtebbetİhlâs / الْاِخْلَاصِihlasFelâk / الْفَلَقِfelakNâs / النَّاسِnas
Sâffât
سُورَةُالصَّاۤفَّاتِ
سُورَةُالصَّاۤفَّاتِ
Saflar halinde dizilenlere andolsun, ﴾ 1 ﴿
Haykırıp sürükleyenlere, ﴾ 2 ﴿
Zikir okuyanlara, ﴾ 3 ﴿
Tartışmasız, sizin İlahınız gerçekten birdir. ﴾ 4 ﴿
Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir, doğuların da Rabbidir. ﴾ 5 ﴿
Şüphesiz Biz dünya göğünü 'çekici bir süsle', yıldızlarla süsleyip-donattık. ﴾ 6 ﴿
Ve itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk; ﴾ 7 ﴿
Ki onlar, Mele'i A'la'ya kulak verip dinleyemezler, her yandan kovulup atılırlar; ﴾ 8 ﴿
Uzaklaştırılırlar. Onlara kesintisiz bir azap vardır. ﴾ 9 ﴿
Ancak (sözü hırsızlama) çalıp-kapan olursa, artık onu da delip geçen 'yakıcı bir alev' izler (ve yok eder). ﴾ 10 ﴿
Şimdi onlara sor: Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa Bizim yarattıklarımız mı? Doğrusu Biz onları, cıvık-yapışkan bir çamurdan yarattık. ﴾ 11 ﴿
Hayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar. ﴾ 12 ﴿
Kendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar. ﴾ 13 ﴿
Bir ayet (mucize) gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar. ﴾ 14 ﴿
"Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir" dediler. ﴾ 15 ﴿
"Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?" ﴾ 16 ﴿
"Veya önceki atalarımız da mı?" ﴾ 17 ﴿
De ki: "Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz).” ﴾ 18 ﴿
İşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir; artık kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp duruyorlar. ﴾ 19 ﴿
Derler ki: "Eyvahlar bize; bu, din günüdür." ﴾ 20 ﴿
"Bu, sizin yalanladığınız (mü'mini kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür." ﴾ 21 ﴿
"Zulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını biraraya getirip toplayın." ﴾ 22 ﴿
"Allah'tan başka (taptıklarını); artık onları cehennemin yoluna yöneltip götürün." ﴾ 23 ﴿
"Ve onları durdurup-tutuklayın, çünkü sorguya çekileceklerdir." ﴾ 24 ﴿
(Onlara seslenilir:) "Ne oluyor size, birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz?" ﴾ 25 ﴿
Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır. ﴾ 26 ﴿
Kimi kimine yönelmiş olarak birbirlerine soruyorlar: ﴾ 27 ﴿
"Gerçekten sizler bize sağdan (sağ duyudan ve haktan) yana gelip yanaşıyordunuz." derler. ﴾ 28 ﴿
(Diğerleri de:) "Hayır" derler. "Zaten sizler mü'min kimseler değildiniz." ﴾ 29 ﴿
"Bizim üzerinizde zorlayıcı hiçbir gücümüz yoktu; hayır siz (kendiniz) azgın bir kavimdiniz." ﴾ 30 ﴿
"Böylece Rabbimiz'in sözü (yıkım ve azap va'di) üzerimize hak oldu. Şüphesiz, (azabı) tadıcılarız." ﴾ 31 ﴿
"Evet, sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik." ﴾ 32 ﴿
Artık o gün onlar azapta ortaktırlar. ﴾ 33 ﴿
Doğrusu Biz, suçlu-günahkarlara böyle yaparız. ﴾ 34 ﴿
Çünkü onlara: "Allah'tan başka İlah yoktur" denildiği zaman, büyüklük taslarlardı. ﴾ 35 ﴿
Ve derlerdi ki: "Biz, ünlenmiş bir şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz?" ﴾ 36 ﴿
Hayır, o, hakkı getirmiş ve gönderilen (elçi)leri de doğrulamıştı. ﴾ 37 ﴿
Şüphesiz, siz, acı azabı tadıcılarsınız." ﴾ 38 ﴿
Yaptıklarınızdan başkasıyla cezalandırılmayacaksınız. ﴾ 39 ﴿
Ancak muhlis olan kullar başka. ﴾ 40 ﴿
İşte onlar; onlar için bilinen bir rızık vardır. ﴾ 41 ﴿
Çeşitli-meyveler. Onlar ikram görenlerdir. ﴾ 42 ﴿
Nimetlerle donatılmış (naim) cennetlerde. ﴾ 43 ﴿
Birbirlerine karşı, tahtlar üzerinde (otururlar). ﴾ 44 ﴿
Kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır. ﴾ 45 ﴿
Bembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki). ﴾ 46 ﴿
Onda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden geçip, akılları çelinir. ﴾ 47 ﴿
Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır. ﴾ 48 ﴿
Sanki onlar, saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz). ﴾ 49 ﴿
Böyleyken, kimi kimine yönelmiş olarak, birbirlerine soruyorlar: ﴾ 50 ﴿
Bir sözcü der ki: "Benim bir yakınım vardı." ﴾ 51 ﴿
"Derdi ki: Sen de gerçekten (dirilişi) doğrulayanlardan mısın?" ﴾ 52 ﴿
"Bizler öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya çekilecekmişiz?" ﴾ 53 ﴿
(Konuşan yanındakilere) Der ki: "Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz?" ﴾ 54 ﴿
Derken, bakıverdi, onu 'çılgınca yanan ateşin' tam ortasında gördü. ﴾ 55 ﴿
Dedi ki: "Andolsun Allah'a, neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin." ﴾ 56 ﴿
"Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, muhakkak ben de (azap yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım. ﴾ 57 ﴿
"Nasıl, biz ölecek olanlar değil miymişiz?" ﴾ 58 ﴿
"Yalnızca birinci ölümümüzden başka (öyle mi)? Ve biz azaba uğratılacak olanlar değil miymişiz?" ﴾ 59 ﴿
Şüphesiz, bu, asıl büyük 'kurtuluş ve mutluluğun' ta kendisidir. ﴾ 60 ﴿
Böylece çalışanlar da bunun bir benzeri için çalışmalıdır. ﴾ 61 ﴿
Nasıl, böyle bir konaklanma mı daha hayırlı yoksa zakkum ağacı mı? ﴾ 62 ﴿
Doğrusu Biz, onu kafirler için bir fitne (bir imtihan konusu) kıldık. ﴾ 63 ﴿
Şüphesiz o, ‘çılgınca yanan ateşin’ dibinde bitip çıkar. ﴾ 64 ﴿
Onun tomurcukları, şeytanların başları gibidir. ﴾ 65 ﴿
Artık gerçekten, ondan yiyecekler böylelikle karınlarını ondan dolduracaklar. ﴾ 66 ﴿
Sonra kendileri için onun üzerinde kaynar su karıştırılmış bir içkileri de vardır. ﴾ 67 ﴿
Sonra onların dönecekleri yer, elbette (yine) çılgınca yanan ateştir. ﴾ 68 ﴿
Çünkü onlar, atalarını sapık kimseler olarak bulmuşlardı. ﴾ 69 ﴿
Kendileri de onları izleri üzerinde koşturup-duruyorlardı. ﴾ 70 ﴿
Andolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı. ﴾ 71 ﴿
Andolsun, Biz onlara uyarıcılar göndermiştik. ﴾ 72 ﴿
Uyarılanların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak. ﴾ 73 ﴿
Ancak muhlis olan kullar başka. ﴾ 74 ﴿
Andolsun, Nuh Bize (dua edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik. ﴾ 75 ﴿
Onu ve ailesini, o büyük üzüntüden kurtarmıştık. ﴾ 76 ﴿
Ve onun soyunu, (dünyada) onları da baki kıldık. ﴾ 77 ﴿
Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık. ﴾ 78 ﴿
Alemler içinde selam olsun Nuh’a. ﴾ 79 ﴿
Gerçekten Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz. ﴾ 80 ﴿
Şüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandı. ﴾ 81 ﴿
Sonra diğerlerini suda boğduk. ﴾ 82 ﴿
Doğrusu İbrahim de onun (soyunun) bir kolundandır. ﴾ 83 ﴿
Hani o, Rabbine arınmış (selim) bir kalp ile gelmişti. ﴾ 84 ﴿
Hani babasına ve kavmine demişti ki: “Sizler neye tapıyorsunuz?” ﴾ 85 ﴿
“Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah’tan başka ilahlar istiyorsunuz?” ﴾ 86 ﴿
“Alemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?” ﴾ 87 ﴿
Sonra yıldızlara bir göz attı. ﴾ 88 ﴿
“Ben, doğrusu hastayım” dedi. ﴾ 89 ﴿
Böylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar. ﴾ 90 ﴿
Bunun üzerine onların ilahlarına sokulup: “Yemek yemiyor musunuz?” dedi. ﴾ 91 ﴿
“Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?” ﴾ 92 ﴿
Derken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi. ﴾ 93 ﴿
Çok geçmeden (halkı) birbirine girmiş durumda kendisine yönelip geldiler. ﴾ 94 ﴿
Dedi ki: “Yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?” ﴾ 95 ﴿
“Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.” ﴾ 96 ﴿
Dediler ki: “Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın.” ﴾ 97 ﴿
Böylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa Biz, onları alçaltılmışlar kıldık. ﴾ 98 ﴿
(İbrahim) Dedi ki: “Şüphesiz ben, Rabbime gidiciyim; O, beni hidayete erdirecektir.” ﴾ 99 ﴿
“Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et.” ﴾ 100 ﴿
Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik. ﴾ 101 ﴿
Böylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): “Oğlum” dedi. “Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun.” (Oğlu İsmail) Dedi ki: “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaAllah, beni sabredenlerden bulacaksın.” ﴾ 102 ﴿
Sonunda ikisi de (Allah’ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail’i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı. ﴾ 103 ﴿
Biz ona: “Ey İbrahim” diye seslendik. ﴾ 104 ﴿
“Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.” ﴾ 105 ﴿
Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı. ﴾ 106 ﴿
Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik. ﴾ 107 ﴿
Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık. ﴾ 108 ﴿
İbrahim’e selam olsun. ﴾ 109 ﴿
Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz. ﴾ 110 ﴿
Şüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandır. ﴾ 111 ﴿
Biz ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak’ı da müjdeledik. ﴾ 112 ﴿
Ona ve İshak’a bereketler verdik. İkisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan) da var, açıkça kendi nefsine zulmeden de. ﴾ 113 ﴿
Andolsun, Biz Musa’ya ve Harun’a lütufta bulunduk. ﴾ 114 ﴿
Onları ve kavimlerini o büyük üzüntüden kurtardık. ﴾ 115 ﴿
Onlara yardım ettik, böylece üstün gelenler oldular. ﴾ 116 ﴿
Ve ikisine anlatımı-açık kitabı verdik. ﴾ 117 ﴿
Onları dosdoğru yola yöneltip-ilettik. ﴾ 118 ﴿
Sonra gelenler arasında da ikisine (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık. ﴾ 119 ﴿
Musa’ya ve Harun’a selam olsun. ﴾ 120 ﴿
Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz. ﴾ 121 ﴿
Şüphesiz ikisi, Bizim mü’min olan kullarımızdandılar. ﴾ 122 ﴿
Gerçekten İlyas da, gönderilmiş (peygamber)lerdendi. ﴾ 123 ﴿
Hani kendi kavmine demişti ki: “Siz korkup sakınmaz mısınız?” ﴾ 124 ﴿
“Siz Ba’le tapıp da Yaratıcıların en güzeli (olan Allah’ı) mı bırakıyorsunuz?” ﴾ 125 ﴿
“Allah ki, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.” ﴾ 126 ﴿
Fakat onu yalanladılar; bundan dolayı gerçekten onlar, (azap için getirilip) hazır bulundurulacak olanlardır. ﴾ 127 ﴿
Ancak, muhlis olan kullar başka. ﴾ 128 ﴿
Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık. ﴾ 129 ﴿
İlyas’a selam olsun. ﴾ 130 ﴿
Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz. ﴾ 131 ﴿
Şüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandı. ﴾ 132 ﴿
Gerçekten Lût da gönderilmiş (elçi)lerdendi. ﴾ 133 ﴿
Hani Biz onu ve ailesini topluca kurtarmıştık. ﴾ 134 ﴿
Geride bırakılanlar arasında bir yaşlı kadın dışında. ﴾ 135 ﴿
Sonra geride kalanları yerle bir ettik. ﴾ 136 ﴿
Siz onların üstünden muhakkak geçip gidiyorsunuz; sabah vakti. ﴾ 137 ﴿
Ve geceleyin. Yine de akıllanmayacak mısınız? ﴾ 138 ﴿
Şüphesiz Yunus da gönderilmiş (elçi)lerdendi. ﴾ 139 ﴿
Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı. ﴾ 140 ﴿
Böylece kur’aya katılmıştı da, kaybedenlerden olmuştu. ﴾ 141 ﴿
Derken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı. ﴾ 142 ﴿
Eğer (Allah’ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı, ﴾ 143 ﴿
Onun karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı. ﴾ 144 ﴿
Sonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere (sahile) attık. ﴾ 145 ﴿
Ve üzerine, sık-geniş yaprakla (kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik. ﴾ 146 ﴿
Onu yüzbin veya (sayısı) daha da artan (bir topluluk)a (peygamber olarak) gönderdik. ﴾ 147 ﴿
Sonunda ona iman ettiler, Biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık. ﴾ 148 ﴿
Şimdi sen onlara sor: -Kızlar senin Rabbinin, erkek çocuklar onların mı? ﴾ 149 ﴿
Yoksa onlar, şahidlik etmekteyken Biz melekleri dişiler olarak mı yarattık? ﴾ 150 ﴿
Dikkat edin; gerçekten onlar, düzdükleri yalanlardan dolayı derler ki: ﴾ 151 ﴿
“Allah doğurdu.” Onlar, hiç şüphesiz, muhakkak yalan söyleyenlerdir. ﴾ 152 ﴿
(Allah,) Kızları, erkek çocuklara tercih mi etmiş? ﴾ 153 ﴿
Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz? ﴾ 154 ﴿
Hiç mi öğüt alıp-düşünmüyorsunuz? ﴾ 155 ﴿
Yoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var? ﴾ 156 ﴿
Eğer doğru söylüyorsanız, öyleyse getirin kitabınızı. ﴾ 157 ﴿
Onlar, Kendisi'yle (Allah ile) cinler arasında bir soy-bağı kurdular. Oysa andolsun, cinler de onların gerçekten (azap için getirilip) hazır bulundurulacaklarını bilmişlerdir. ﴾ 158 ﴿
Onların nitelendirdiklerinden Allah Yücedir. ﴾ 159 ﴿
Ancak muhlis olan kullar başka. ﴾ 160 ﴿
Artık siz de, tapmakta olduklarınız da. ﴾ 161 ﴿
O’na karşı kimseyi fitneye sürükleyecek değilsiniz. ﴾ 162 ﴿
Ancak kendisi çılgınca yanan ateşe girecek olan başka (onu sürüklersiniz). ﴾ 163 ﴿
(Melekler der ki:) “Bizden her birimiz için belli bir makam vardır.” ﴾ 164 ﴿
“Biziz, o saflar halinde dizilmiş olanlar, gerçekten biziz.” ﴾ 165 ﴿
“Biziz, o tesbih edenler de, gerçekten biziz.” ﴾ 166 ﴿
Onlar (putatapıcılar), her ne kadar şöyle diyor idiyseler de: ﴾ 167 ﴿
”Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı.” ﴾ 168 ﴿
“Gerçekten bizler de, Allah’ın muhlis olan kullarından olurduk.” ﴾ 169 ﴿
Fakat (kitap gelince) onu tanımayıp-küfrettiler; yakında bileceklerdir. ﴾ 170 ﴿
Andolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir: ﴾ 171 ﴿
Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır. ﴾ 172 ﴿
Ve hiç şüphesiz; Bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır. ﴾ 173 ﴿
Öyleyse sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir. ﴾ 174 ﴿
Ve onları seyret; (azabı) yakında göreceklerdir. ﴾ 175 ﴿
Şimdi onlar, Bizim azabımızı mı acele istiyorlar? ﴾ 176 ﴿
Fakat (azap) onların sahasına indiği zaman uyarılıp-korkutulanların sabahı ne kötü olur. ﴾ 177 ﴿
Sen bir süreye kadar onlardan yüz çevir. ﴾ 178 ﴿
Ve seyret; (azabı) yakında göreceklerdir. ﴾ 179 ﴿
Üstünlük ve güç (izzet) sahibi olan senin Rabbin, onların nitelendirdiklerinden Yücedir. ﴾ 180 ﴿
Gönderilmiş (peygamber)lere selam olsun. ﴾ 181 ﴿
Ve alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. ﴾ 182 ﴿
Haykırıp sürükleyenlere, ﴾ 2 ﴿
Zikir okuyanlara, ﴾ 3 ﴿
Tartışmasız, sizin İlahınız gerçekten birdir. ﴾ 4 ﴿
Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir, doğuların da Rabbidir. ﴾ 5 ﴿
Şüphesiz Biz dünya göğünü 'çekici bir süsle', yıldızlarla süsleyip-donattık. ﴾ 6 ﴿
Ve itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk; ﴾ 7 ﴿
Ki onlar, Mele'i A'la'ya kulak verip dinleyemezler, her yandan kovulup atılırlar; ﴾ 8 ﴿
Uzaklaştırılırlar. Onlara kesintisiz bir azap vardır. ﴾ 9 ﴿
Ancak (sözü hırsızlama) çalıp-kapan olursa, artık onu da delip geçen 'yakıcı bir alev' izler (ve yok eder). ﴾ 10 ﴿
Şimdi onlara sor: Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa Bizim yarattıklarımız mı? Doğrusu Biz onları, cıvık-yapışkan bir çamurdan yarattık. ﴾ 11 ﴿
Hayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar. ﴾ 12 ﴿
Kendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar. ﴾ 13 ﴿
Bir ayet (mucize) gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar. ﴾ 14 ﴿
"Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir" dediler. ﴾ 15 ﴿
"Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?" ﴾ 16 ﴿
"Veya önceki atalarımız da mı?" ﴾ 17 ﴿
De ki: "Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz).” ﴾ 18 ﴿
İşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir; artık kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp duruyorlar. ﴾ 19 ﴿
Derler ki: "Eyvahlar bize; bu, din günüdür." ﴾ 20 ﴿
"Bu, sizin yalanladığınız (mü'mini kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür." ﴾ 21 ﴿
"Zulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını biraraya getirip toplayın." ﴾ 22 ﴿
"Allah'tan başka (taptıklarını); artık onları cehennemin yoluna yöneltip götürün." ﴾ 23 ﴿
"Ve onları durdurup-tutuklayın, çünkü sorguya çekileceklerdir." ﴾ 24 ﴿
(Onlara seslenilir:) "Ne oluyor size, birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz?" ﴾ 25 ﴿
Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır. ﴾ 26 ﴿
Kimi kimine yönelmiş olarak birbirlerine soruyorlar: ﴾ 27 ﴿
"Gerçekten sizler bize sağdan (sağ duyudan ve haktan) yana gelip yanaşıyordunuz." derler. ﴾ 28 ﴿
(Diğerleri de:) "Hayır" derler. "Zaten sizler mü'min kimseler değildiniz." ﴾ 29 ﴿
"Bizim üzerinizde zorlayıcı hiçbir gücümüz yoktu; hayır siz (kendiniz) azgın bir kavimdiniz." ﴾ 30 ﴿
"Böylece Rabbimiz'in sözü (yıkım ve azap va'di) üzerimize hak oldu. Şüphesiz, (azabı) tadıcılarız." ﴾ 31 ﴿
"Evet, sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik." ﴾ 32 ﴿
Artık o gün onlar azapta ortaktırlar. ﴾ 33 ﴿
Doğrusu Biz, suçlu-günahkarlara böyle yaparız. ﴾ 34 ﴿
Çünkü onlara: "Allah'tan başka İlah yoktur" denildiği zaman, büyüklük taslarlardı. ﴾ 35 ﴿
Ve derlerdi ki: "Biz, ünlenmiş bir şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz?" ﴾ 36 ﴿
Hayır, o, hakkı getirmiş ve gönderilen (elçi)leri de doğrulamıştı. ﴾ 37 ﴿
Şüphesiz, siz, acı azabı tadıcılarsınız." ﴾ 38 ﴿
Yaptıklarınızdan başkasıyla cezalandırılmayacaksınız. ﴾ 39 ﴿
Ancak muhlis olan kullar başka. ﴾ 40 ﴿
İşte onlar; onlar için bilinen bir rızık vardır. ﴾ 41 ﴿
Çeşitli-meyveler. Onlar ikram görenlerdir. ﴾ 42 ﴿
Nimetlerle donatılmış (naim) cennetlerde. ﴾ 43 ﴿
Birbirlerine karşı, tahtlar üzerinde (otururlar). ﴾ 44 ﴿
Kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır. ﴾ 45 ﴿
Bembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki). ﴾ 46 ﴿
Onda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden geçip, akılları çelinir. ﴾ 47 ﴿
Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır. ﴾ 48 ﴿
Sanki onlar, saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz). ﴾ 49 ﴿
Böyleyken, kimi kimine yönelmiş olarak, birbirlerine soruyorlar: ﴾ 50 ﴿
Bir sözcü der ki: "Benim bir yakınım vardı." ﴾ 51 ﴿
"Derdi ki: Sen de gerçekten (dirilişi) doğrulayanlardan mısın?" ﴾ 52 ﴿
"Bizler öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya çekilecekmişiz?" ﴾ 53 ﴿
(Konuşan yanındakilere) Der ki: "Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz?" ﴾ 54 ﴿
Derken, bakıverdi, onu 'çılgınca yanan ateşin' tam ortasında gördü. ﴾ 55 ﴿
Dedi ki: "Andolsun Allah'a, neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin." ﴾ 56 ﴿
"Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, muhakkak ben de (azap yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım. ﴾ 57 ﴿
"Nasıl, biz ölecek olanlar değil miymişiz?" ﴾ 58 ﴿
"Yalnızca birinci ölümümüzden başka (öyle mi)? Ve biz azaba uğratılacak olanlar değil miymişiz?" ﴾ 59 ﴿
Şüphesiz, bu, asıl büyük 'kurtuluş ve mutluluğun' ta kendisidir. ﴾ 60 ﴿
Böylece çalışanlar da bunun bir benzeri için çalışmalıdır. ﴾ 61 ﴿
Nasıl, böyle bir konaklanma mı daha hayırlı yoksa zakkum ağacı mı? ﴾ 62 ﴿
Doğrusu Biz, onu kafirler için bir fitne (bir imtihan konusu) kıldık. ﴾ 63 ﴿
Şüphesiz o, ‘çılgınca yanan ateşin’ dibinde bitip çıkar. ﴾ 64 ﴿
Onun tomurcukları, şeytanların başları gibidir. ﴾ 65 ﴿
Artık gerçekten, ondan yiyecekler böylelikle karınlarını ondan dolduracaklar. ﴾ 66 ﴿
Sonra kendileri için onun üzerinde kaynar su karıştırılmış bir içkileri de vardır. ﴾ 67 ﴿
Sonra onların dönecekleri yer, elbette (yine) çılgınca yanan ateştir. ﴾ 68 ﴿
Çünkü onlar, atalarını sapık kimseler olarak bulmuşlardı. ﴾ 69 ﴿
Kendileri de onları izleri üzerinde koşturup-duruyorlardı. ﴾ 70 ﴿
Andolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı. ﴾ 71 ﴿
Andolsun, Biz onlara uyarıcılar göndermiştik. ﴾ 72 ﴿
Uyarılanların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak. ﴾ 73 ﴿
Ancak muhlis olan kullar başka. ﴾ 74 ﴿
Andolsun, Nuh Bize (dua edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik. ﴾ 75 ﴿
Onu ve ailesini, o büyük üzüntüden kurtarmıştık. ﴾ 76 ﴿
Ve onun soyunu, (dünyada) onları da baki kıldık. ﴾ 77 ﴿
Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık. ﴾ 78 ﴿
Alemler içinde selam olsun Nuh’a. ﴾ 79 ﴿
Gerçekten Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz. ﴾ 80 ﴿
Şüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandı. ﴾ 81 ﴿
Sonra diğerlerini suda boğduk. ﴾ 82 ﴿
Doğrusu İbrahim de onun (soyunun) bir kolundandır. ﴾ 83 ﴿
Hani o, Rabbine arınmış (selim) bir kalp ile gelmişti. ﴾ 84 ﴿
Hani babasına ve kavmine demişti ki: “Sizler neye tapıyorsunuz?” ﴾ 85 ﴿
“Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah’tan başka ilahlar istiyorsunuz?” ﴾ 86 ﴿
“Alemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?” ﴾ 87 ﴿
Sonra yıldızlara bir göz attı. ﴾ 88 ﴿
“Ben, doğrusu hastayım” dedi. ﴾ 89 ﴿
Böylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar. ﴾ 90 ﴿
Bunun üzerine onların ilahlarına sokulup: “Yemek yemiyor musunuz?” dedi. ﴾ 91 ﴿
“Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?” ﴾ 92 ﴿
Derken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi. ﴾ 93 ﴿
Çok geçmeden (halkı) birbirine girmiş durumda kendisine yönelip geldiler. ﴾ 94 ﴿
Dedi ki: “Yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?” ﴾ 95 ﴿
“Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.” ﴾ 96 ﴿
Dediler ki: “Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın.” ﴾ 97 ﴿
Böylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa Biz, onları alçaltılmışlar kıldık. ﴾ 98 ﴿
(İbrahim) Dedi ki: “Şüphesiz ben, Rabbime gidiciyim; O, beni hidayete erdirecektir.” ﴾ 99 ﴿
“Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et.” ﴾ 100 ﴿
Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik. ﴾ 101 ﴿
Böylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): “Oğlum” dedi. “Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun.” (Oğlu İsmail) Dedi ki: “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaAllah, beni sabredenlerden bulacaksın.” ﴾ 102 ﴿
Sonunda ikisi de (Allah’ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail’i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı. ﴾ 103 ﴿
Biz ona: “Ey İbrahim” diye seslendik. ﴾ 104 ﴿
“Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.” ﴾ 105 ﴿
Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı. ﴾ 106 ﴿
Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik. ﴾ 107 ﴿
Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık. ﴾ 108 ﴿
İbrahim’e selam olsun. ﴾ 109 ﴿
Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz. ﴾ 110 ﴿
Şüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandır. ﴾ 111 ﴿
Biz ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak’ı da müjdeledik. ﴾ 112 ﴿
Ona ve İshak’a bereketler verdik. İkisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan) da var, açıkça kendi nefsine zulmeden de. ﴾ 113 ﴿
Andolsun, Biz Musa’ya ve Harun’a lütufta bulunduk. ﴾ 114 ﴿
Onları ve kavimlerini o büyük üzüntüden kurtardık. ﴾ 115 ﴿
Onlara yardım ettik, böylece üstün gelenler oldular. ﴾ 116 ﴿
Ve ikisine anlatımı-açık kitabı verdik. ﴾ 117 ﴿
Onları dosdoğru yola yöneltip-ilettik. ﴾ 118 ﴿
Sonra gelenler arasında da ikisine (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık. ﴾ 119 ﴿
Musa’ya ve Harun’a selam olsun. ﴾ 120 ﴿
Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz. ﴾ 121 ﴿
Şüphesiz ikisi, Bizim mü’min olan kullarımızdandılar. ﴾ 122 ﴿
Gerçekten İlyas da, gönderilmiş (peygamber)lerdendi. ﴾ 123 ﴿
Hani kendi kavmine demişti ki: “Siz korkup sakınmaz mısınız?” ﴾ 124 ﴿
“Siz Ba’le tapıp da Yaratıcıların en güzeli (olan Allah’ı) mı bırakıyorsunuz?” ﴾ 125 ﴿
“Allah ki, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.” ﴾ 126 ﴿
Fakat onu yalanladılar; bundan dolayı gerçekten onlar, (azap için getirilip) hazır bulundurulacak olanlardır. ﴾ 127 ﴿
Ancak, muhlis olan kullar başka. ﴾ 128 ﴿
Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık. ﴾ 129 ﴿
İlyas’a selam olsun. ﴾ 130 ﴿
Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz. ﴾ 131 ﴿
Şüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandı. ﴾ 132 ﴿
Gerçekten Lût da gönderilmiş (elçi)lerdendi. ﴾ 133 ﴿
Hani Biz onu ve ailesini topluca kurtarmıştık. ﴾ 134 ﴿
Geride bırakılanlar arasında bir yaşlı kadın dışında. ﴾ 135 ﴿
Sonra geride kalanları yerle bir ettik. ﴾ 136 ﴿
Siz onların üstünden muhakkak geçip gidiyorsunuz; sabah vakti. ﴾ 137 ﴿
Ve geceleyin. Yine de akıllanmayacak mısınız? ﴾ 138 ﴿
Şüphesiz Yunus da gönderilmiş (elçi)lerdendi. ﴾ 139 ﴿
Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı. ﴾ 140 ﴿
Böylece kur’aya katılmıştı da, kaybedenlerden olmuştu. ﴾ 141 ﴿
Derken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı. ﴾ 142 ﴿
Eğer (Allah’ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı, ﴾ 143 ﴿
Onun karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı. ﴾ 144 ﴿
Sonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere (sahile) attık. ﴾ 145 ﴿
Ve üzerine, sık-geniş yaprakla (kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik. ﴾ 146 ﴿
Onu yüzbin veya (sayısı) daha da artan (bir topluluk)a (peygamber olarak) gönderdik. ﴾ 147 ﴿
Sonunda ona iman ettiler, Biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık. ﴾ 148 ﴿
Şimdi sen onlara sor: -Kızlar senin Rabbinin, erkek çocuklar onların mı? ﴾ 149 ﴿
Yoksa onlar, şahidlik etmekteyken Biz melekleri dişiler olarak mı yarattık? ﴾ 150 ﴿
Dikkat edin; gerçekten onlar, düzdükleri yalanlardan dolayı derler ki: ﴾ 151 ﴿
“Allah doğurdu.” Onlar, hiç şüphesiz, muhakkak yalan söyleyenlerdir. ﴾ 152 ﴿
(Allah,) Kızları, erkek çocuklara tercih mi etmiş? ﴾ 153 ﴿
Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz? ﴾ 154 ﴿
Hiç mi öğüt alıp-düşünmüyorsunuz? ﴾ 155 ﴿
Yoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var? ﴾ 156 ﴿
Eğer doğru söylüyorsanız, öyleyse getirin kitabınızı. ﴾ 157 ﴿
Onlar, Kendisi'yle (Allah ile) cinler arasında bir soy-bağı kurdular. Oysa andolsun, cinler de onların gerçekten (azap için getirilip) hazır bulundurulacaklarını bilmişlerdir. ﴾ 158 ﴿
Onların nitelendirdiklerinden Allah Yücedir. ﴾ 159 ﴿
Ancak muhlis olan kullar başka. ﴾ 160 ﴿
Artık siz de, tapmakta olduklarınız da. ﴾ 161 ﴿
O’na karşı kimseyi fitneye sürükleyecek değilsiniz. ﴾ 162 ﴿
Ancak kendisi çılgınca yanan ateşe girecek olan başka (onu sürüklersiniz). ﴾ 163 ﴿
(Melekler der ki:) “Bizden her birimiz için belli bir makam vardır.” ﴾ 164 ﴿
“Biziz, o saflar halinde dizilmiş olanlar, gerçekten biziz.” ﴾ 165 ﴿
“Biziz, o tesbih edenler de, gerçekten biziz.” ﴾ 166 ﴿
Onlar (putatapıcılar), her ne kadar şöyle diyor idiyseler de: ﴾ 167 ﴿
”Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı.” ﴾ 168 ﴿
“Gerçekten bizler de, Allah’ın muhlis olan kullarından olurduk.” ﴾ 169 ﴿
Fakat (kitap gelince) onu tanımayıp-küfrettiler; yakında bileceklerdir. ﴾ 170 ﴿
Andolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir: ﴾ 171 ﴿
Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır. ﴾ 172 ﴿
Ve hiç şüphesiz; Bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır. ﴾ 173 ﴿
Öyleyse sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir. ﴾ 174 ﴿
Ve onları seyret; (azabı) yakında göreceklerdir. ﴾ 175 ﴿
Şimdi onlar, Bizim azabımızı mı acele istiyorlar? ﴾ 176 ﴿
Fakat (azap) onların sahasına indiği zaman uyarılıp-korkutulanların sabahı ne kötü olur. ﴾ 177 ﴿
Sen bir süreye kadar onlardan yüz çevir. ﴾ 178 ﴿
Ve seyret; (azabı) yakında göreceklerdir. ﴾ 179 ﴿
Üstünlük ve güç (izzet) sahibi olan senin Rabbin, onların nitelendirdiklerinden Yücedir. ﴾ 180 ﴿
Gönderilmiş (peygamber)lere selam olsun. ﴾ 181 ﴿
Ve alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. ﴾ 182 ﴿