Tanımı ve Özellikleri

“Harfleri bir araya getirip seslendirmek, okumak” mânasına gelen kur’ân kelimesi, genel kabule göre vahiy kaynaklı diğer kutsal kitapların temel kurallarını ve bilgilerini bir araya getirdiği, ihtiva ettiği için Hz. Peygamber’e gönderilen kitabın adı olmuştur. Terim olarak yapılan tanımları, “Hz. Muhammed’e vahiy yoluyla Arapça olarak indirilen; Allah’tan geldiği, ezberden ve yazılı olarak aynıyla intikal ettiği konusunda şüphe bulunmayan, müslümanca yaşamak isteyenler için hayat kılavuzu olan ilâhî kitap” şeklinde özetlemek mümkündür.

Bu tanımda geçen unsurlar aynı zamanda Kur’an’ın özellikleri olduğundan bunların sırasıyla açıklanması, onun tanınmasını ve tarifin daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.

Kur'an Hakkında Bazı Bilgiler

Kur'an-ı Kerim 610 yılının Ramazan ayının Kadir Gecesi’nde Hira mağarasında Alak Suresi İkra (Oku) ile inmeye başladı ve 23 senede parça parça indi.

11 yıl Mekke, 12 yıl Medine'de vahiy devam etti.

İlk ayetler geldiğinde Peygamber Efendimiz (sav) 40 yaşında idi.

Kur'an-ı Kerim 600 sayfa, her biri 20 sayfalık 30 cüzden ve 114 sureden meydana gelir,

Besmele 114 yerde geçer: Surelerden Tevbe Suresi besmelesiz başlarken Neml Suresinin 30. ayetinde ayrıca besmele geçmektedir.

En uzun sure Bakara Suresidir: 286 ayet

En kısa sure İhlas Suresidir: 3 ayet

14 tane secde ayeti vardır.

Kur'an-ı Kerim'in Kitap Haline Gelmesi

Kur'an ilk inmeye başladığı dönemlerde daha çok ezber ile korunuyordu. Bunun yanında kağıt, bez, taş, kürek kemikleri ya da deri parçalarına yazıldığı da oluyordu. Peygamber Efendimiz'in (sav) hayatı boyunca vahiy devam ettiği ve inen vahyin bölümleri farklı farklı olduğu için doğrudan kitap haline getirilemezdi ancak her ramazan ayında Peygamber Efendimiz (sav) tarafından inen Kur'an bölümleri olması gereken sırası olarak Cebrail (as)'e arz ediliyordu.

Kur'an'ın parça parça inmesi sayesinde ezberlenip öğrenilmesi kolay olmuştu.

Ancak savaşlar esnasında hafızların şehit olması temelinin ekseninde Hz. Ebubekir döneminde, bizzat Hz. Ebubekir tarafından Hz. Ömer ve Zeyd b. Sabit Kur'an'ın kiraplaştırılması için görevlendirildi.

Resulullah'ın vahiy katiplerinden biri olan Zeyd'e Hz. Ebu Bekir (ra): Asla hafızasına güvenmemesini, her ayet için iki delil olmak üzere iki farklı kişiden yazılı nüsha aramasını emretti. Yaklaşık bir sene içerisinde de Kur'an metinlerinin toparlanması ve yazılması işlemleri tamamlandı. Zeyd iyi bir hafız olduğu halde bu talebe uydu hafızlarla yetinmeyip, her ayet için mukabele görmüş iki yazılı şahit aradı. Bu çalışmaların neticesinde de bir tek Tevbe Suresinin son iki ayeti için sadece bir Ebu Huzeyme'ye ait bir yazılı şahit buldu. Bu şekilde ilk kez bir araya gelen sayfalara mushaf adı verildi. Bu sayfalar Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer'in halifelikleri döneminde halifelerle birlikte tutuldu.

Kur'An'ın Harekeleştirilmesi ve Çoğaltılması

Hz. Osman dönemine gelindiği zaman: Hz. Ali, Hz. Abdullah b. Mesud, Hz. Aişe, Hz. Abdullah b. Abbas gibi bazı sahabilerin ellerinde bulunan mushaflar, hususilik arz ediyordu çünkü kendileri için önemli olan yorumları da bu mushaflara ekliyorlardı. Ancak Kur'an'ın aslının korunması önemliydi. Mesela  Abdullah b. Mesud'un mushafında Bakara Suresi 198. ayet (Hac mevsiminde) "Rabbinizden rızk istemenizde bir günah yoktur." şeklinde yazılmıştı. Oysa parantez içinde ki bilgi Hz. Peygamber (a.s.m)'den öğrendiği bilgiye dayanıyordu. Bunun gibi başkaları tarafından okunduğunda yanlış anlaşılmalara sebebiyet verebilecek bu Kur'an'lar toplanarak hiç bir yorum eklenmeden bir araya getirildi ve yorumlu eski mushaflardan bazıları sahabilerin onayıyla yok edildi.

İslam coğrafyasının genişlemesiyle ana dili arapça olmayan kavimlerde müslüman oldular ancak dilin özünü kavrayamadıkları zaman ortaya çıkabilecek hataların önüne geçebilmek için Kur'an-ı Kerim'e harekeler eklendi. Böylece noktasız ve harekesiz Kur'an'lara nazaran okuma hataları en aza indi.